2 results listed
Değerler, bireyin ve toplumun huzur ve mutluluğunu hedefleyen manevi
unsurlardır. Değerler, insanın iç dünyasından doğar ve söz, tutum ve
davranışları yönlendirme gücüne sahiptir. Bu sebeple değerler, tasavvuf ve
kurumsallaşmış hali olan tarikatlarla pek çok ortak özellik içerir. Tasavvuf,
İslam’ın temel kurallarının yanında ahlak ve değerleri de içselleştirerek
yaşamaya gayret gösterme çabası olarak nitelendirilebilir. İnsanın ruhsal
tekamülünü
hedefleyen
tasavvuf,
kişinin
dininden
veya
inancından
kaynaklanan değerleri veya ahlak ilkelerini, titizlikle uyulması gereken
erdemler olarak kabul eder. Tasavvuf anlayışına göre değerler, bireysel ve
toplumsal eylemleri etkilediği için bu eylemlerin olumlu, iyi, güzel ve yararlı
hale gelmesi, ancak öğretilmesi ve benimsetilerek bir yaşam tarzı haline
getirilmesi ile mümkün olur. Zira değerler, din ve ahlak gibi bireysel ve
toplumsal kimliği belirlemede ve ortaya çıkarmada temel unsurdur. Bundan
dolayı değer veya ahlak gibi manevi unsurların sadece örgün eğitimle
verilmesinin yeterli olmayacağı anlaşılmaktadır. Aile, okul, çevre gibi
faktörlerin yanında değerleri yaşayarak zevk ve tecrübe ile keşfeden tasavvuf
ve tarikat gibi uygulama alanlarına da ihtiyaç vardır. Bu sebeple tasavvuf ve
tarikatları, değer üreten olmakla beraber aynı zamanda değerler eğitiminin
verildiği kurumlar olarak da görmek mümkündür.
International Congress of Human and Social Sciences Research
İTOBİAD
Hamdi KIZILER
İslam dini, Yüce Allah tarafından gönderilmiş son ilahi dindir. Şüphesiz bütün ilahi dinlerin hem maddi hem
de manevi/ahlaki kuralları vardır. İslam’ın maddi yani hukuki normlarına genel anlamda şeriat denilmiştir. Şeriat, dinin
sınırlarının naslarla belirlenen ve görünür olan temel normlarını ifade eder. Ancak dinin görünen veya başka bir ifadeyle
maddi yönünün dışında görünmeyen, deruni, içe dönük manevi bir yönünün olduğu da bir gerçektir. İşte tasavvuf,
İslam’ın görünmeyen, takva, ihsan, huşu, ahlak gibi içe dönük manevi yönünü yaşamayı ve mümkünse bu yaşantıyı bir
hayat anlayışı hâline getirmeyi hedefleyen bir düşüncedir. Bu düşüncenin zaman içinde disipline edilmiş ve
kurumsallaşmış hâline de tarikat denilmiştir. Buradan hareketle İslam düşünce tarihi boyunca şeriat – tarikat ikilemi
üzerine bir kısım ilim ve irfan sahibi Müslümanlar bu konuda görüş ve fikirlerini kaleme alarak eserler vermişlerdir.
Safranbolulu bir sûfî olan ve 1939 yılında vefat eden Sadık Vicdanî de şeriat – tarikat konusunda düşüncelerini
yazıya döken önemli âlimlerimizden biridir. Tarikatlar, silsileleri ve şubeleri hakkında önemli eseri olan Tomar-ı
Turuk-ı Aliyye’de şeriat – tarikat hakkında görüşlerini daha kitabının başında zikretmiştir. Ona göre şeriat; “Cenab-ı
Hak tarafından Peygamberimiz Hz. Muhammed Mustafa (sav) Efendimiz vasıtasıyla bizlere tebliğ buyrulan ilahi
hükümleri ihtiva eden, mukaddes ilahi kanundur.” Tarikat ise; “O mukaddes ilahi kanuna tam bir bağlılıkla, sımsıkı
sarılan iman ve yakin sahiplerinin Allah’ın zikrine devam etmeleriyle, açılması mümkün olan Allah’a vuslat ve O’nun
canib-i izzetine kavuşmanın en büyük yoludur.”
Bu çalışmamızda bölgemizin önemli müelliflerinden ve sûfî kimliğiyle de tanınan Safranbolulu Sadık
Vicdanî’nin şeriat – tarikat hakkındaki görüşlerini incelemeye çalışacağız. Bunu yaparken mümkün oldukça tasavvuf
düşüncesinde önemli etkileri olan ve özellikle ilk dönem mutasavvıfların görüş ve düşünceleriyle de mukayeseler
yapmayı hedefliyoruz.
Uluslararası Geçmişten Günümüze Karabük ve Çevresinde Dini, İlmi ve Kültürel Hayat Sempozyumu
UGGKS2019
Hamdi KIZILER